Yazarım

Külkedisi

Nisan 30, 2016

Babam öldükten sonra annem yeniden evlendi. Kız kardeşim ve annemle birlikte üvey babamın evine taşındık. Üvey babamın makyaj güzeli bir kızı vardı.

Yeni üvey kız kardeşime hiç ısınamadım. Ukala kız biz eve taşındıktan sonra bize karşı tavır alarak evin tavan arasına yerleşti. O güne kadar kullanılmadığı için tavan arası bakımsızdı. Ancak biraz temizlik ile pırıl pırıl olabilecek odasında ruhu pis olan üvey kız kardeşim hiç özen göstermediği için mikrop içerisinde yaşamaya başladı. Bizle iletişim kurmak yerine iyice asosyalleşen üvey kardeşim kendini ev işlerine verdi. Ev işleri bitince bile yanımıza gelmeyen bu hasta ruhlu kız akşamları mutfakta sönmekte olan ocağın önünde tek başına duruyor, ellerini küllere doğru tutuyordu. Uzun süre onunla kaynaşmaya çalışsak da, sizle kaynaşacağıma, bu küller ile kaynaşırım daha iyi dediği için öz kız kardeşimle ona külkedisi demeye başladık. Tabi bizim uyanık, taktığımız lakabı duydu ya, hemen mağdur edebiyatı yapmaya başladı, sağda solda bizi kötüleyerek hakkımızda zalim olduğumuza dair aslı astarı olmayan hikayeler anlatmaya başladı. Yani onu kırdıysam üzgünüm ama benim için sarf ettiği sözler çok ağrıma gitti.

Bir gün ben ve kız kardeşim sarayda verilecek bir baloya davet edildik. Genç kızlık heyecanıyla çok sevindik. Külkedisine de haber verdik ama o gelmek istemedi. Ne olur gel, çok eğleneceğiz desek de bizi dinlemedi. Bizde sarayın lütfen cevap verin ikazına uyarak iki kişi geleceğimizi bildirdik. Sonradan prensin evlenmek istediğini öğrenen Külkedisi fikrini değiştirip gelmek istedi. Ama bir kere gelmem demişti ya, şimdi de gelmek istiyorum demeyi gururuna yediremedi.

Ben ve kardeşim hafif bir makyaj yaptık ve en sevdiğimiz kıyafetleri giydik. Abartıya kaçmadık çünkü bizim zaten ikimizin de doğal bir güzelliği var.

Balo akşamı, biz gittikten sonra Külkedisi mutfakta oturmuş ve kıskançlıktan için için ağlamış. “Neyin var, neden ağlıyorsun Külkedisi?” diye sormuş bir kadın sesi. “Ben de baloya gitmek istiyordum, ama gururum yüzünden istiyorum diyemedim. Üstelik üvey kız kardeşlerim çok güzel, benim ise götüm kocaman” demiş hıçkırarak Külkedisi. “Gideceksin öyleyse, sana sıkı bir korse giydirir, kilo göstermemesi için siyah bir kıyafet ayarlarız” demiş ses. “Külkedisi duyduğu sese doğru dönüp bakmış, şaşkınlıktan donakalmış. Güzel bir kadın duruyormuş yanı başında. “Ben senin peri annenim,” demiş kadın. “Normalde gelmezdim ama senin bu kafasızlığın beni çıldırttı, gelip bir el atayım dedim” demiş. “Şimdi kaybedecek zamanımız yok! Bana bir patlıcan getir hemen!” Külkedisi patlıcan yok demiş. O zaman domates getir demiş ama ona da olumsuz yanıt almış. Hıyar, ıspanak derken işine yarayacak bir şey olmadığını anlayınca peri “Sen bir de koca bulmaya baloya gitmek istiyorsun, ulan seni alan sabaha geri getirir, tüm gün mutfakta küllerle oynayacağına iki kap sıcak yemek yapsana” demiş. Neyse artık, elinde ne varsa onu getir deyince Külkedisi bal kabağı getirmiş. “Oha” demiş peri ya sabır çekerek. Balkabağından da fayton yaparım ama ömrü uzun olmaz. Bak saat şimdi sekiz. Bu en fazla 4 saat gider. Yani gece yarısı tekrar balkabağına dönüşür. Yinede kabul mü demiş. Külkedisi sın dakikaya kadar gurur yapmanın pişmanlığı ile mecbur kabul etmiş. Peri annesi sihirli değneğiyle dokununca, balkabağı birdenbire altından bir fayton oluvermiş.
“Şimdi de altı fare…” Külkedisi hemen altı fare bulup getirmiş, peri annesi onları görünce, mutfakta doğru dürüst yiyecek bir şey bulamayan külkedisinin altı tane fareyi hemen getirmesine çok şaşırmış. Fareleri ata dönüştürürken şimdi sende sıçan ve kertenkele de vardır diye mırıldanmış kendi kendine. Hop, bir sıçan altı kertenkeleyi peri annenin önüne koyuvermiş külkedisi. Peri anne artık korkmaya başlamış ve şunun işini hemen bağlayıp buradan uzayayım, yoksa hastalık kapacağım diye düşünmüş. Sıçanı arabacı ve kertenkeleleri faytonun arkasında koşacak altı uşağa çevirivermiş. Nihayet Külkedisi’ne gelmiş sıra. Peri değneğiyle bir dokununca Külkedisi’nin yırtık, pırtık rüküş giysileri güzel bir elbiseye dönüşmüş. Elbise neyse de peri külkedisinin o toynak gibi ayaklarına swarovski taşlı camdan çok güzel bir ayakkabı ayarlamış. Ayarlamış diyorum çünkü diğer her şeyi sihir ile hazır eden perinin sadece anneanne yadigarı ayakkabıları gerçekmiş. Külkedisi artık gitmeye hazır ama malum gece yarısına kadar dönmesi gerekiyor. Aksi takdirde sihirle hazırladığı her şey eski haline dönecek.

”O gece perinin ve şansının da yardımıyla Külkedisi baloda epey dikkat çekmeyi başardı. Üvey de olsa kardeşimizdir. Gurur duyarız. Ama dikkat çekmek için aşırı dekolte ve şuh, rahat hareketler sergilemesi bizi rahatsız etti. Biz namuslu insanlarız. Ülkede adımız çıkacak diye korktuk. Prens bizim külkedisini görünce başlarda umursamadı. Ancak bizimki kaza süsü vererek prensin kucağına düşünce, prensin dikkatini çekmeyi başardı. Sağlam makyaj, boyalı saçlar, güzel bir elbise ve o güzel ayakkabıları içinde eşeği görsen zaten etkilenirsin ama neyse. Prens külkedisinden biraz etkilendi. Kafasında bu kız için eğlenmelik kız fikrimi vardı, onu bilemiyorum tabi. Saatler saatleri, dakikalar dakikaları kovaladı ve bizim şaban saat tam on ikiyi vuracağı sırada evde olması gerektiğini son anda hatırlamış.
E tabi makyajsız ve o güzel kıyafet olmadan bir şeye benzemeyeceğini bilen külkedisi apar topar balodan koşarak çıktı. “Gitme!” diye seslendi Prens arkasından, ama Külkedisi bir an bile durmadan koşup oradan uzaklaştı. Sokağa çıktığında elbisesi tekrar eski elbiselerine dönüştü. Geriye kala kala camdan ayakkabıların bir teki kalmış. Külkedisi öyle bir panikle kaçtı ki,diğer tekini nerede kaybettiğini bilmiyordu. O gece Külkedisi uyuyana kadar ağlamış. Ayakkabının tekinin bir anlamı olmadığını, ancak çift olarak giyebileceğini, hiç olmadı pazarda iyi bir fiyata okutabileceğini biliyordu. Ayakkabının diğer tekini sarayın merdivenlerinde buldular.

Ertesi sabah Prens ev ev dolaşıp ayakkabıyı tek tek bütün genç kızlara denetti. Prens, önceki akşam alkolün de etkisiyle beğendiği kız için “Bu ayakkabının dün gece karşılaştığım güzel sahibini bulamazsam yaşayamam,” demiş ve bekarlığın canına tak ettiğini söyleyerek ayakkabının sahibiyle evlenmeye yemin etmiş. Derken prens ve maiyetindekiler bizim eve geldi. Ben ve kız kardeşim ayakkabıyı denedik. Ama o toynak gibi ayaklara uyan ayakkabının içinde bizim ayaklar cücük gibi kaldı. Prens çok üzüldü. Benim güzelliğimi görünce çok ümitlenmiş ama ayakkabı olmayınca yıkılmıştı. O sırada külkedisi geldi ve denemek istiyorum dedi. Prens, üvey kardeşime baktı ve kahkahayı bastı. “Hanımefendi,şu halinizle ayakkabıyı denemek istiyorsunuz, sizdeki özgüvenin yarısı bende olsa dünyaya hükmederim ” dedi. Ama yinede denemesine izin verdi. Tabii ayakkabı Külkedisi’nin ayağına kalıp gibi oturdu. Ben üvey kardeşim adına çok sevindim. Onun mutluluğu bizim mutluluğumuz. Prensin hemen yüzü düşmüş ama ettiği yemini hatırlayarak külkedisine evlenme teklif etti. Tabi külkedisi Prens’in teklifini hemen kabul etti. Üç çocuk doğuran külkedisi saraya veliaht da vermenin rahatlığıyla ömrünün sonuna kadar mutlu yaşadı.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply