Yazarım

Çekinme, Check-in

Nisan 30, 2016

Havacılık sektörü katı uluslararası standartları olan bir sektör. Uçak üretimi ise çok az sayıda ülkenin tekelinde olan bir endüstri kolu. Yani biz Türklerin yön verebildiği, kendi istediğimiz koşullarda yönlendirdiğimiz bir ulaşım türü değil.

Türkiye bir süper güç olsaydı ve kendi uçaklarımızı kendi yöntemlerimizle işletseydik…

Her şeyden bizim havayolu şirketlerimizi öyle standart uçaklar kesmez. Mutlaka modifiye edilirlerdi; camlara film, jet motorlarına daha fazla ses çıkarması için ilave aparatlar, tekerlere jant kapağı takardık. Kokpitte mutlaka kafası sallanan oyuncak köpek, ön camın ortasından sallanan bir cd, alüminyum paspas…

Çok güzel havayolu firmalarımız olurdu; Uçuran Seyahat, Lüks Alpha, G Kuvveti Express, Akrobatik Turizm…

Her ne kadar “Globally Yours” ne demek anlamasam da, kalite düşünce havayolu firmalarının uçağın kaportasında firma isim/logosunun altına kalitesiz sloganlar yazmaya başladıklarını görürdük; “Çekinme, check-in”, “Uçurmak bizim işimiz”, “Hepinizi havalandıracağız”.

60-70 kişilik uçaklarla iç hatta dolmuşçuluk yapardık.

– Hadi! Hemen kalkıyor Malatya, hemen kalkıyor Malatya…

Malatya’ya da doğrudan gitmez uçak. Önce yolda Ankara’ya iner, yolcu indirir, bindirir. E Ankara’da yolcu indirirken mecbur bagaj açılacak. O sıra kabin görevlisi uçağın ön camını hortum ve fırça ile yıkarken, bazı yolcularda bir yandan sigaralarını içerler, bir yandan da uçağın camının yıkanışını izlerler.

Uçağın içinde bekleyenler de şanslı. Bir pişmaniyeci uçağa gidip satışını yapar.

Seferler sıklaşınca aprona bir dinlenme tesisi yapmak şart tabi.

Son dakika bilet bulamayanların üzülmesine gerek yok, gerekirse ayakta yolcu alınır.

Uçak tekrar havalandığında kolonya ve kek ikramı heyecanla beklenir.

Rekabetle birlikte maliyetleri düşürmek gerekir. Mecbur bir pilotu haftada altı gün, günde on iki saat çalıştırmak gerekecek. Hal böyle olunca pilot ile kule çalışanları ile yersiz samimiyetler gelişir.

Daha çok uçulması, halkımızın her konuda olduğu gibi bu konuda da hızla bilirkişi olmasını sağlayacaktır. Örneğin türbülansa giren bir uçakta yolsulardan gelebilecek muhtemel yorumlar “Ben ayda bir bu hatta uçarın, daha önce hiç böyle hoplama olmamıştı, pilot acemi herhalde” veya “Pilot uçağın burnunu rüzgara dik verme bu kadar sallamaz” olacaktır.

Madem kara kutuya bir şey olmuyor neden bütün uçağı aynı malzemeden yapmıyorlar konusu tartışma programlarının konularından biri olmaya başlar.

Kokpit kokpit olmaktan çıkar. Bilet bulamayanlar “kokpitte de mi yer yok diye sorar olur”, kokpitte selfie çekme mücadeleleri başlar. Bu söylediklerim havayolu şirketinin sahibinin akrabaları için geçerli değil, zira bunlar onlar için zaten kazanılmış haktır.

İyisi mi biz şimdilik bu hayal ile uçarken paraşütle atlayalım 🙂

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply