Yazarım

Reklamlar

Kasım 29, 2015

Öncelikle reklam nedir?

Rahmetli Kemal Sunal bir filminde çok güzel izah etmişti:

“Reklam reklamdır. Reklama reklam demeyen arkadaşlara teessüf ederim. Reklam üç kola ayrılır. Bu kollar sonra bir yerde birleşirler. Sonra tekrar ayrılırlar. Bilmem anlatabildim mi? Bitti teşekkür ederim.”

Severim reklamları, bazıları çok gerçekçidir.

Fındık Tanıtım Grubu tarafından fındık tüketimini arttırmaya yönelik olarak hazırlanan reklamları hatırlarsınız. Özkan Uğur fındık satan bir esnaf olarak fındığın sayısız faydasını sayıyor. Bu aşamada hiçbir müşteri yok. Ne zamanki en faydalı yönünü aganigi naganigi diyerek söylüyor, o anda izdiham oluyor tezgahın önünde. Reklam, bedenimize hükmeden organı ne güzel ortaya koyuyor. Hadi diyelim bu reklamdaki kalabalık ergen gençler. Bir başka reklamda bu sefer tezgaha seksenlik dede yaklaşıyor ve elli gram fındık istiyor. Özkan Uğur gene sıralıyor fındığın faydalarını; dedenin muhtemel sorunları arasında yer alan tansiyona ve kolesterole bile iyi geliyor fındık ama dede tatmin olmuyor ve “Eee” diyerek dahası var mı diye soruyor. Özkan Uğur’un aganigi naganigi demesiyle birlikte amca ancak tatmin oluyor ve siparişi 4-5 kiloya çıkarıyor. Hele yese de görsek 4-5 kilo fındığı. Ama reklam ayna tutmuş halimize, saygı duyuyorum.

Bazıları ise çok ütopik.

Aymar ayçiçek yağı reklamları vardı. Reklamda bir yağ damlası görünümündeki Aymar adam mutfak takılır, evin hanımı ile kanka olurdu. Nifak sokmayı seven kahramanımız bir taraftan ev hanımına yemek yapmanın zorluğunu söyleyerek, onun ne büyük bir iş başardığını anlatır ve ev hanımını gazlar, bir taraftan da evin erkeğinin bu zorlukları anlayamayacağını belirten, onu anlayışsız bir büyükbaş olmakla itham eden zehirli sözcüklerini söyler. Tabi evin hanımı pohpohlanmaktan mutlu. Ama hele böyle bir tipin mutfağınızda olduğunu düşünün. Evin hanımı önce basar çığlığı. Sonra “Muhittin! Mutfakta garip bir şey var. Yağ gibi bir şey ama konuşuyor. Üstelik hakkında atıp tutuyor. Aymar adamın, ki adam diyorum çünkü kel ve sesi Mehmet Ali Erbil’in sesi gibi, mutfakta olması Türk erkeğini çileden çıkartır. “Hüsniye, sen benden habersiz mutfağa bir erkek mi aldın? Seni de onu da kızartırım uleyn”.

Toyota Corolla yeni modelini tanıtmak için dünya çapında yayınlanan bir reklam hazırladı. Reklam iyiydi de bize göre fazla ütopikti. Kırsal bir alanda yolda kalan güzel ve seksi bir kadın, o sıra oradan arabasıyla geçmekte olan bir araçtan yardım ister. Yaklaşan araçtaki iki adam önce yardım etmek üzere yavaşlar, ancak son anda hızlanarak uzaklaşır. Şoför koltuğundaki adam yolda kalan aracın Corolla olduğunu ve Corolla’nın yolda kalmayacağını söyleyerek, bunun bir tuzak olduğunu anlatır. Gerçektende araç uzaklaşınca güzel kadın maskesini çıkarır ve bir erkek olduğu görülür. Şimdi, bu olay Anadolu’da olsa böyle mi olurdu? Mini şortu ve derin göğüs dekoltesi ile bir kadın kırsal alanda yolda kalacak ve yardım isteyecek. Yardım manyağı olurdu. Bizde hangi deli kadına değil de arabanın markasına bakar?  Kadına öyle bir yardım ederiz ki, kadın daha kadın olmadığını bile izah edecek zaman bulamaz.

Bu ülkenin ekranları prezervatif satan bozacı gördü. Amcam geceleri sepetini prezervatif ile doldurup, sokak sokak bağıra bağıra satış yapıyor. Amcam girsin de Hacıhüsrev mahallesinde bir satış yapmayı denesin.

Kimi reklamlar çok eğlencelidir.

O zamanlar Uzan ailesinde olan Telsim yoğun olarak reklam yapıyor. Reklamlarında Cem Yılmaz rol alıyor. İşte bu reklamlardan bir tanesinde sene 2053. Yaşlanmış Cem Yılmaz bir parkta torunlarını gezdiriyor. Bir yandan da anlatıyor. 2001 senesinde askerden geldikten sonra birçok reklam teklifi aldığını ama Telsim’i tercih ettiğini söylüyor. Nedeninin ise özel olmadığını, tamamen duygusal olduğunu söylerken sağ elinin parmaklarıyla para işareti yapıyor. Bu hareket ve beraberinde söylenen tamamen duygusal lafı çok tutuyor ve günümüzde bile halen gündelik hayatımızda yaptığımız bir hareket halini alıyor. Ama bence reklamın esas espri yükünü Ajda Pekkan çekiyor. 2053 yılında bile fiziğinde hiçbir değişiklik olmayan Ajda Pekkan parkta spor yapıyor. Kendisini selamlayan Cem Yılmaz’a yüz vermeyen ve yüzünü buruşturarak oradan uzaklaşan Ajda Pekkan’ın arkasından Cem Yılmaz “Ne o? Gerginsiniz bugün” esprisini yapıyor. Reklam komik ve güzel.

O dönem hoşuma giden bir başka Telsim reklamında ise, gazinosuna Asena’yı çıkarmak isteyen gazino sahibi Cem Yılmaz “s”leri söyleyemediği için Asena yerine Atena der. Haliyle büyük ve heyecanlı bir seyirci kitlesinin gazinoyu doldurduğu akşam sahneye Atena çıkar var herkes şok olur. Atena istifini bozmadan coşkulu bir şekilde şarkısı söylemeye devam eder. Gerçek hayatta olsa böyle mi olurdu? Hele seyirciler reklamda olduğu gibi şaşkın ama tepkisiz mi olurlardı? Reklamın Telsim ile ne ilgisi var bilmiyorum ama reklam ses getirdi. O dönem dolaşan bir dedikoduya göre reklamda hiç rol almayan ve sadece adı geçen Asena’ya ciddi bir meblağ ödenmişti.

Yepyeni destanların yazıldığı reklamlarımız oldu bizim.

Ayşe Teyze vardı hayatımızda. Ekranda izlediğimizde çok sıradan, halktan biri gibi görünürdü. Ama normal olmadığı çantasında çamaşır suyu ile gezmesinden belliydi. Ayşe Teyze misafirliğe gider. Beyaz çamaşırların yeterince beyaz olmadığını görür, üstelik çamaşırlar cırt diye boyuna yırtılır. Ne hikmetse ziyarete gittiği tüm eş dostun çamaşırları yıpranmış ve temiz değil. Nasıl bir çevresi var bu kadının? Ama Ayşe Teyze o çevre sayesinde yıllarca egolarını tatmin edebildi. Çantasında taşıdığı çok sevdiği çamaşır suyunu çıkartıyor ve etrafa havasını atıyor, nasihatını veriyor, oluyor halk kahramanı. Zaten zamanla reklamlarda artık halkın arasından sıyrılmış, insanların yardım istediği bir kahraman olarak devam etti misyonuna. İnsanlar Ayşe Teyze’ye mektup gönderip yardım istiyor. Ayşe Teyze’de mektubu okur okumaz süpermen misali beyaz gömleği ve mavi eteğini giyiyor ve doğruca olay mahalline intikal ediyor. Kendi elimizde yarattığımız kahraman mutlu, halk mutlu…

Tam aksine saflığı ile reklamı yapan da oldu.

Herkese internet kullandırmak üzere pazara iddialı bir şekilde giren İxir, reklam dizisinde bir kokoreççi ile bir kestaneci kullanıyordu. Reklamlardan bir tanesinde kokoreç almak üzere tezgahın başında Banu Alkan beklemektedir. Bu sırada kestaneci Banu Alkan’a kendisine bir site yapmasını önerir. Banu Alkan öneriyi bir inşaat işi zanneder ve bir kahkaha patlattıktan sonra “Ayol ben müteahhit miyim?” diyerek cevabına başlar. Gelen cevap üzerine dumur olan kokoreççi ve kestaneci Banu Alkan’ın kendisinin sanatçı olduğunu, o işlerden anlamadığını, o kadar parası olmadığını, İstanbul’da arsa kalmadığını anlattığı uzun cevabı ile iyice sersemlerler. Banu Alkan’ı bu reklamda oynadığı için takdir ediyorum. Bence cesaret işi. Reklam ise dönemin en eğlencelilerindendi.

Son olarak bence efsane bir reklamdan bahsetmek istiyorum.

Yakın zamanda yayınlanan Uludağ Gazoz’un “Gazoz olma efsane ol” sloganlı reklam dizisini ilk reklamı bence efsane. Son derece cool abimiz İngiltere Kraliçesi’nin karşısında istifini hiç bozmadan, çay saatinde ona çay yerine gazoz ikram ediyor. Kraliçe karşısındaki oturuşu, mimikleri o derece sakin ve özgüven patlaması içeriyor ki insanın asabını bozuyor. Gerçek hayatta olsa Kraliçe “Take a hike (hadi yaylan)” derdi, o kadar.

Yazımı bitirirken reklam yazarlarına saygımı sunuyorum. Bu yaratıcı insanları eleştirmek haddime değil. Ne demişler; İyi bir reklam hakkında yazmak iyi bir reklam yazmaktan çok daha kolay.

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply